22 Ağustos 2023 Salı

Onlar haklıydı

Aşağıda okuyacağınız yazı her ne kadar bana ait olmasa da; insanlığın ve zamanın özetini çıkaran bir yazı olması sebebiyle buraya ekliyorum. Yazı sahibi İsrail nesli… Erhanlar…  

 

Ve kızmayın ama tam da yazdıkları gibiydi her şey… 

 

 

Rüya ve Masal Kahramanımız genç adam Antalya'da bir çiftlikteydi. Babadan kalma bu yer deniz orman ve dağ manzarasına bakıyor, ortasında şirin güzel bir çiftlik evi bulunuyordu.  Genç adam burada yalnız yaşıyor, şehre alışverişe gidiyordu bazen. Güzel bir ilkbahar günüydü. Öğle yemeğini yemiş, sallanan ahşap sandalyesini dışarıya koymuş, manzaraya, bulutlara bakıyor, kuş cıvıltılarını dinliyor, kelebekleri seyrediyordu…  Güzel güneşli ve sakin bir hava vardı. Burada huzur buluyor, derin düşüncelere dalıyordu.  Bir anda aklına o sorular geldi yine, yaşamın anlamı neydi?  Aslında her şey kendisinin gördüğü ya da kolektif bir rüya mıydı?

 

Kendini farklı hissediyordu insanlardan. Sanki uzaydan gelmiş gibi bir his oluyordu içinde. Zamanı da bazen farklı hissediyordu. Zaman bazen yavaşlıyor, bazen çok hızlanıyor zaman kayması oluyordu. Bazen anlamlı, bazen de anlamlandıramadığı karşılaşmalar oluyordu. Sezgileri ve farkındalığı fazlaydı. İnsanların aklını okuyordu çoğu kez. Ama insanlığın içinde bulunduğu hali anlamlandıramıyordu.

 

Bir akıl tutulması, büyü gibi bir şeyler vardı. Sanki büyük kitleler çok az insan dışında bu büyünün tutulmanın dışına çıkamıyorlardı. Sanki farkında bile değillerdi büyülendiklerinin... İnsanlar sezgilerini kullanamıyor, sağlıklı düşünemiyorlardı. Gazeteler, medya insanları aptal yerine koyan haberler yapıyor, saçma sapan şeylere halkın ilgisini çekiyorlardı. TV’lerde film, dizi, evlilik yarışma programları denen saçmalıklara bakıyordu insanlar. Bütün bunlar tek bir yerden yönlendiriliyor gibiydi. Sanki kandırılmaları çok kolaydı insanların. Kandırıldıklarının farkına varamıyorlardı bile. Git gide daha kötüye gitmeye başlamıştı her şey.  İnsanlar birbirlerine kötü davranıyorlar, hayvanlara kötülük yapıyor, doğayı yok ediyorlardı. Tükettikleri besinler bozulmuş zararlı bir hale gelmişti. Doğanın dengesi bozulmuş, iklimler değişmişti. Temiz su kaynakları azalmaya başlamıştı. Her türlü kötülük sıradan hale gelmiş, kanıksanmıştı. Değerlerini yitirmiş basit çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen hedonist bir yapıya bürünmüş, akıl tutulması yaşayan bir insanlık vardı artık. Herkes kendini çok akıllı sanıyor, yaptıkları kötülükleri kimsenin fark etmediğini sanıyor ya da fark edilse bile umursamıyordu. Nede olsa teknoloji ile donatılmış konforlu evine girdiğinde kimse onu görmüyordu. O keyfine bakıyordu kendince. Nasıl böyle ruhsuz bir hale dönüştüğü anlaşılır gibi değildi insanların. Yanlış giden bir şeyler mi vardı, yoksa her şey olması gerektiği gibi miydi? Kesinlikle değildi… Genç adam düşünüyor ama bir anlam veremiyordu bütün bunlara…  Bir anda her şeyin değişebilme ihtimali olduğunu hissediyor ve biliyordu. Bir ümit vardı her zaman hissediyordu.  Bir kuş sesi ile kendine geldi dalmıştı sallanan sandalyesinde… Kalktı ve yürümeye başladı. Her şeyin daha güzel olacağı bir dünya düşünüyordu.  Hafif bir tebessüm vardı yüzünde. Denize doğru yürürken birden bir uğultu duydu. Bir uçan daire inmişti karşısına! Korkuyla karışık heyecanlanmıştı. Uçan dairenin kapısı açıldı, bir müzik sesi geliyordu. Sezen Aksu'nun “Haydi gel benimle ol, oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize” şarkısı çalıyordu. Uzun boylu, kızıl saçlı, renkli gözlü bir kız indi uçan daireden…  Genç adama doğru yürüdü. Beraber el ele tutuşup uçan daireye bindiler. Atmosferden çıkarken son kez dünyaya baktı genç adam. Tebessüm vardı yüzlerinde. Son hız bilinmeyen bir gezegene doğru gözden kayboldular...


Orijinal yazı  (yorumlar bölümünde)